MELİMELO

MELİMELO

1 Şubat 2010 Pazartesi

Y O L _ Ö Y K Ü L E R İ _ v o l . 1

'' G E Ç M E M İ Ş ''

Bu gidişi hep sıcak bir yaz günü olur diye hayal etmiştim. Arabaya binecek, radyoda bugüne kadar frekansını bile hiç bilmediğim bir istasyonu bulacak, ve içine hava girmesi gereken bir şarkıya denk geleceğimi bilerek, camı sonuna kadar açacaktım. Tabi ki öyle olmadı. Belki de son on yılın en soğuk kışıydı. Neyi ne zaman yapacağına karar veremediğin depresif mevsimlerden biriydi. Isıtıcı bozuktu ve radyo cızırtı yapıyordu. Peşimi bırakmayacağını bilmeliydim. Hayalet gibi, ardımdan beni izleyeceğini anlamalı ve önlem almalıydım. Ama huyum kurusun, spontane geçişlere alışıktı bünyem. Bununla baş edemeyeceğimi düşünsem, bu yolculuğa çıkma kararımı da ertelerdim. Daha önce birçok kez ertelediğim gibi. Dünyanın başka bir yerinde, mevsimin farklı olduğunu ve birkaç kilometre sonra, radyonun daha net çekeceğini düşünerek, kontağı çevirdim.Motor ısınıyor. Senden kurtulmama az kaldı. Yalnızca bir hayaletsin artık. Senden korkmadan bundan sıyrılabilirim. Evet bunu yapabilirim. Yerler buz mu tutmuş, yoksa altımdan kayan şey sen misin? Umurumda değil. Gaza basıyorum.

+4 saat sonra

Acıktım. Ne yemek istediğime karar vermeliyim. Mideme oturmayacak ve ağırlığıyla uykumu getirmeyecek bir şeyler olsa iyi olur. Geçtiğim 5.benzin istasyonu. Biraz daha idare ederim. Billboardları ışıklı yapmışlar. Sanki gözümüze gözümüze sokmaları yetmiyormuş gibi, niye bu dikkat çekme çabaları anlamıyorum. Yolun kenarındaki köpek yavrusuna bak. Yağmurdan tüyleri birbirine yapışmış. Benim gibi yiyecek bir şeyler aranıyor. İşte bir restoran. Ev yemekleri yazıyor girişinde. Ev yemeği; güzel seçim. Önümdeki araba sağa sinyal veriyor. Bir dakika, durdu! Kornaya basmak istemiyorum. Yalnızca yoluma devam etmek istiyorum. Camları buğulanmış arabada bir hareketlilik var. Gözlerimi kısıp merakla içeri bakıyorum. Bana neyse?Arabayı kullanan; 30-35 yaşlarında hoş bir adam. Bir kız, kapıyı çarpıp iniyor önden ve yetmezmiş gibi bir de tekme atıyor arabaya. Oğlan basıp gidiyor. Kızın elinde bir sigara var ve çakmakla onu yakmaya çalışıyor ama rüzgar izin vermiyor. Arkamdaki arabanın kornasıyla, kendime geliyorum. Tamam be diyorum, elimle aynadan,duyduk. Restorana doğru giriyorum. Camekanın önünde, arasında yarım arabalık yer kalan, iki araçtan birinin, şoförü geliyor. Şanslı günüm sanırım. O çıkarken parktan, ben giriyorum yerine.

Yandaki büfeden sigara almalıyım. İçtiğim markayı bulamıyorum, light motif başka bir tane alıp restorana yöneliyorum. Restoranın kapısında, arabaya tekme atan kızla karşılaşıyoruz. Elinde, tek dal sigarası, Pardon diyor. Ateşiniz var mı? Var diyorum. Demin sizi gördüm. Rüzgardan yakamadınız. İçeri giriyorsanız, içerde yakalım. Onu görmüş olmamdan dolayı biraz afallayarak, başını sallıyor tamam dercesine. Kapıyı açıyorum. Eski bir çan sesiyle aralanıyor ahşap kapı. Sağ köşede, iki tane kız çocuğu ile oturan bir aile; yeni gelmiş olan siparişlerini yemeğe hazırlanıyorlar. Güler yüzlü yaşlı bir adam, kapı sesini duyunca fark ediyor içeri girdiğimizi ve dönüp, hoş geldiniz, buyurun diyor. Yan tarafı, karlı ağaçlarla bezenmiş koruya bakan camın o tarafı gösterip, bu taraftan diyor, yanımdaki kızla bana. Kızla göz göze geliyoruz. Aslında birlikte gelmemiş olmamıza rağmen, sanki ikimizin de yalnız yemeğe niyeti yok. Birlikte, bize gösterilen masaya geçiyoruz.

Kasada hesap yapan çocuk çarpıyor otururken gözüme. Hemen onunla ilgili bir hikaye geçiriyorum kafamdan. Askerden yeni gelmiş ve bizi içeri alan adamın oğlu olabilir diyorum.Burası bir aile restoranı ve yemekleri de annesi yapıyor olabilir mi? Elindeki telefonla uğraşan, yemek arkadaşım, diğer elinde; hafif ıslak ve hala yakamadığı sigarasıyla, sinirli sinirli cep telefonunun tuşlarına basıyor. Ateş istemiştin, al diyorum ve büfeden yeni aldığım; üzeri filli çakmağı uzatıyorum. Yüzüme bakmadan, ateşi alıyor ve telefonuyla uğraşmaya devam ediyor. Siparişlerimizi almak için; kasadaki çocuk geliyor. Ne yemek istersiniz?Neleriniz var diyorum ama saydıklarından; yalnızca, etli yaprak sarması ilgimi çekiyor. Yoğurtlu olsun lütfen derken, karşımdaki kıza bakıyorum. Sen ne yiyeceksin? Gerizekalı diyor sinirle. Efendim??? diyorum şaşkınlıkla. Üzerime mi alınmalıyım? Garsona dönüp, Türk kahvesi diyor. Çok şekerli olsun ve elleri titriyor sigarasını ağzına götürürken. Çocuk, yanımızdan uzaklaşırken kız bana dönüyor ve sevgilin var mı diye soruyor. İçimden; daha 5 dakika olmadan, bu samimiyeti anlayamamış olmam geçse de, hayır diyorum, Yok. Olanları gördün mü diye soruyor.Arabasına tekme attım.Çekinerek - meraklı halk tipim ortaya çıkmasın diye -geveliyorum ee evet sanırım. O sırada, sigaranı yakmaya çalışıyordun. Arabayı göçertmenden az sonraydı galiba diyerek gülümsüyorum. Şuh bir kahkaha patlatıyor. Deminki asabi halinin aksine. Diğer masadaki kadın, erkeğinin elinden alınacağını düşünen bir aslan misali, ters bir bakış atıyor bizim masaya. Bir gülüş; bu kadar da rahatsız edici olmamalı diye düşünüyorum. Adamın umurunda değil. Kızlarından birine yemek yedirmekle meşgul o an. Biz kadınlar; neden böyle tepkiliyiz hayata, diye geçirirken içimden, kız; oh iyi yaptım. Keşke tekme değil de, balyoz indirseydim diyor.

Telefonunu sonunda bıraktı masaya, yaşasın. Elini uzatıyor ve ben Mine diyor.Hep çok sevmiştim bu ismi diye düşünüyorum ve ben de elimi uzatıp, Ayşe diyorum. Memnun oldum.O basıp giden sersem de nişanlımdı diyor. Hayvan aslında adı, ama biz kısaca Cemil diyoruz aile arasında. Nedense benden de bu lafın üstüne, anlamsız bir kahkaha patlıyor. Yan masadaki kadın bizi artık yese doymaz.

Ağzımı kapatıp, pardon diyorum. Densizlik etmek istemedim. Mine; isminin ve Fransızların deyimiyle *petite, haline karşın, dan dun bir kadın izlenimi veriyor bana. Saçmalama, densizlik eden hayvan; Cemil hayvanı diyor. Tekrar gülmeler…Sanırım benim açlıktan, Mine’nin de ilişkisinden dolayı bozulan sinirlerimiz, kendilerini; bu anlamsız gülmelerle onarıyorlar. Ama benim anti-deprasanım geldi. Mis kokulu, ev yapımı etli yaprak sarmamın üzerinden çıkan dumanlar, Mine’nin, mangal ateşinde pişen, taze kahvesine karışıyor.

1 yorum:

  1. ben senin o güzel parmaklarını ısırırım :) ben de çıktım sayende arabamla yolculuğa :)

    YanıtlaSil