
Ellerimle ördüğüm krallığımın çöküşünü izlemek... Bombanın pimini ben çektim. Kundakçılık mı hakim bey? Yo yo, gerisin geriye iniş benimki. Yangınların sonunda küllerinden yeniden doğdururlar ya mekanı, daha yeni, daha şık ve sanki diğer anılar hiç yaşanmamış gibidir ya. Tarih; bir yerlerde kendini tekrar ederken o mazi silinip izsiz, uçsuz, bucaksızdır ya hakim bey, benim anılarım kat kat ve hükümsüzdür. Kayıplarım kullanılınabilir, verdiğim eşgaller yalnızca bende suçlu bulunabilir. Kadınlarım var benim, aşığı var, yalnızı var, işsizi var, sevgisizi var. Erkeklerim var mesela, özgüvensizi var, terkedilmişi var, çocuk olanları var, adam gibi adam olmaya çalışanları var. Çoğu görgülü, çoğu bilmiş, azı ukala benim insanlarımın. Bütünü sevgi dolu, tümü içten içe mutluluk oyununda. Perdeler açıldıkça, yeni bir oyuna yolculukta. Otobüs durakları gibi içimde gece. İnmeye hazırlanırken - ve mutlu inişlerde bile- ani fren darbeleriyle, yaralı güzellikte benim gecem. Uykusuz, yorgun ve gündelikte hikayem. Bir gece var anılarda, yıl 17 Ağustos 1999... Üç kız yan yana muhabbette gece gece. Biri yaratıcı, diğeri dediğim dedik, yıldızlar hiç olmadık kadar yakın. Ne bilinir ki; med-cezir alıp götürecek tüm dargınlıkları ama yerine koyuverecek acıları. Acılarım hükümsüzdür hakim bey. Fani kayıplarım, gerçeklerin yanında saman alevidir. Gücüm güç, anılarım taze, kayıplarım yaşamımda ışıktır. Ne kadar çökerse, o kadar ayıklanır yalnızlıklarım. Çok kalabalığım hakim bey. Kadınlarım, adamlarım, yolsuz yoldaşlarım... Geçmişe özlemimle, bir nostalji prensesi, bir drama kraliçesi ve romantik bi aşığım. Böyle kabul edillir ve böyle mutluyum !