
Kırmızı, parlak taşlı bir nehrin kıyısında başlamıştı oyun. Kabul mü dedi kabul dedim.
Okuldan kalma bir alışkanlıkla replikler uçuştu havada. Kapalı gişe bir oyunun, çift kişilikli karakterleriydik artık. Asla bir çift olamamışken görüntüde, biz kendi içimizde hep birdik aslında. Korkudan titrerken de, eski aşklarımıza ağlarken de, gülerken de ve davetler verirken de, biz görüntüde hep birdik. Teğet geçmişti tanışmalarımız. Belki de çok önceden dokunabilecekken arızalarımıza, zaman beklemeyi seçip getirmemişti bizi yan yana. Zaman; bizi hiç beraber görmek istememişti.Dokundukça çoğaldık birbirimize,çoğaldıkça uzaklaştık. Yedik, içtik, seçtik, izledik, bol bol yorum yaptık hayata...Saatlerce konuştuk, haftalarca sustuk kimi zaman. Kimi zamansa kendimizden daha çok üzüldük birbirimize. Aile gibi olmak bu olsa gerek. Korumak, kollamak, yalnız olmadığını hissettirmek...Anlaşamasan da bazen, o beni anlar demek. Olduğu gibi kabullenmek...Kaybettiğin anlar vardır ya oyunu, aslında level üstüne level atlamışsındır ve kazanmana ramak kalmıştır, ama tek bir hatayla karşılaşıverirsin GAME OVER yazısıyla. Sanırım kaybettik. Sevdiğim bir şarkıda ağlarken seni düşlemek, yemek yaparken yalnız başıma, dereotu koymak sen seversin diye, ve film izleyememek sensiz ve seninle güzelken, sensiz hiç tad vermeyen şeylerin listesini çıkarmak...Oyun bitti...Kulise gel...Nerdesin?